
Türk müziğinin ‘en kendine has’ adamı, 2010 yılının son gününde, ‘İyi Gazete’ okurlarına muhteşem bir yılbaşı hediyesi verdi. İşte ‘İyi Gazete’ okurlarına ‘Feridun Düzağaç‘tan yeni yıl hediyesi…
- Siz bana göre ‘mevsimsiz şarkıların mucidisiniz’. Sımsıcak bir yaz günü bile dinlediğim bir şarkınızla ruhumda güneş batabiliyor. Ve evet bu iyi bir şey. Son albümünüz ‘FD7’ ile de bunu tekrar yaşadım. Özellikle ‘Rüya’ adlı eserle. Siz şarkılarınızı yazıp bitirdikten sonra nasıl kendinize geliyorsunuz? Belli bir süre yürekte çöküş dönemi yaşanmıyor mu?
Zaman zaman şarkılarımın etkisinde kaldığım olmuştur. Her ne kadar kendi hikâyelerim, acılarım, heyecanlarımdan yola çıkarak yazmış olsam da insanlara dokunup paylaşıldıkça bu etki azalır ve haza dönüşür. Ancak şarkılardaki kurgu, fantezi ve dramatizasyon unsurlarını göz ardı etmemek ve her yazılanı yazanın öz gerçeği olarak görmemek gerekir.
- Feridun Düzağaç şarkılarının bir hikâyesi var. Nasıl oluşuyor bir şarkıyı hikâyeleştirme durumu. Elbette bu bir tarz; fakat bir şarkıyı neredeyse kısa filme yakın duruma getirmek belli bir birikimi de beraberinde getiriyor. Edebiyata, kelimelere olan aşinalığın hikâye oluşturmada önemi ne?
Bir gün kızımla ikimizin sevdiği bir Türk grubu dinliyorduk. Ve şarkıya arabada eşlik ederken kızım her zamanki cüretkâr bilgeliğiyle “sen neden bu kadar az söz yazmıyorsun” dediğinde dakikalarca gülmüştüm. Çok doğru bir tespitti; üstelik 12 yaşında küçük bir hanımdan gelmesinin de ayrı bir önemi vardı. Yıllar önce çok derdi, anlatacak çok şeyi ve hayata dair edecek lafları olan bir şarkı yazarı olmak beni ayrı ve özel kılıyordu.
Teknolojinin hızı günlük yaşamımızda da etkin olmaya başladığından beri bu ayrıcalığın ağır ve çoğu zaman merak edilemez ve karşılığı gelmez olduğunu hissetmeye başladım. Daha az, daha öz laf etmek gibi bir çıkarım edindim başkalaşan ve güncelleşen hayattan. Üniversitelerde çok sık söyleşiye davet edilir ve severek katılırım. Popüler kültürün edebiyat karşısındaki talihsiz zaferini içim burkularak gözler ve üzülürüm; sözün özü, kimsenin hızla akıp giden hayatı sorgulamak gibi bir derdi kalmadı korkarım.
- Şarkılarınızda sıklıkla kullandığınız kelimeler var; ‘düş’ bunlardan biri. Bunun gibi sevdiğiniz başka kelimeler var mı? Feridun Düzağaç için ‘olmazsa olmaz’ kelimeler neler?
Bazı kelimeler, sözcükler çok doğurgandır. Benim de fazlasıyla takıntılı olduğum kelime ve durumlar var tabii ki. Bazen bundan rahatsızlık duyduğum da oluyor. Kısa süreli olsa da bazı kelimeleri kendime yasakladığım olmuştur. ‘Düş’ de bunlardan biri… Hem 43 yaşına gelince düşler de biraz yorulmuş oluyor sanırım.
- Feridun Düzağaç’ın şarkılarından anlıyoruz ki etrafta depresif bir durum var. Karanlık bir ruh hali… Yalnızlık, karamsarlık, umutsuzluk, acı çekme evresi… Bu temler Feridun Düzağaç’ın şarkılarının genel ruh hali. Siz mutsuzluğu mu seviyorsunuz? Mutsuzlukla mutlu olma durumu var mı?
Sağlıklı bir insan mutsuzluktan beslenmez, hele bunu mutlu olmak için kullanmaz. Mutluluğun değerini tam kavrayamamış olabilirim ama adıma yapışmış bu durumdan rahatsızlığımı sürekli dile getiriyorum. Sanat bir yoksunluk, bir açlık ifadesidir ve insan, olmayanı sahip olduğundan daha değerli görür. Karanlık ya da flu temaların ve durumların yazılıyor ve fark ediliyor olması kadar doğal bir durum yoktur.
- “Bu şarkı tam beni anlatıyor.” dediğiniz bir şarkı var mı? Size ait ya da değil; Feridun Düzağaç’ın ‘vazgeçilmezi’ olan şarkı/şarkılar neler?
Hiç değilse yakın geçmişe kadar iyi bir müzik dinleyicisi olarak sahiplendiğim, benim şarkım dediğim ya da bunu demesem de çok beğendiğim bir dolu şarkı vardır. “Dance Me To The End Of Love” ya da “Yalnızlar Garı” ilk aklıma gelenler…
- ‘İçimden Şehirler Geçiyor’un Feridun Düzağaç için nasıl bir yeri var? Son albümünüzdeki ‘Ağır Ağır’ adlı parçada da ‘içimden şehirler geçti’ diyorsunuz.
O şarkı bir anda ve tam da sözlük anlamıyla bir ilham sonucu yazılmış bir şarkı. Söylemesi çok zor ve efkârlı… Sanırım bu grup arkadaşlarım için de geçerli. Ağır Ağır’da özellikle bu şarkıya atıf var; kendi hayat yolculuğumu dinleyicimle paylaşmayı seviyorum.
- Türkiye’deki müzik sektörünü diğer ülkelerle karşılaştırdığınızda ortaya ne çıkıyor? Türk müziği nasıl bir yerde?
Yaklaşık on kat kalabalık olduğumuz komşu Yunanistan’da yasal albüm satışının bizden 6 kat fazla olduğunu biliyorum. İnsanlar sürekli bunu sorar oldular: “Bu mp3’ler size zarar veriyor değil mi?”…Bu sorunun ardından her seferinde aklıma Selçuk Erdem’in efsane karikatürü geliyor; “Cehennemde ateşi canlı tutmaya çalışan zebaniye, ‘senin de işin zor be abi’ diyen günahkâra zebaninin cevabı şöyle oluyor: ‘Türk müsün birader?’”
Ben esnaf değilim ki. Tabii ki durumdan memnun değilim, maddi ve manevi zararlar görüyor ve bunları karşılamaya çalışıyoruz. Trajikomik bir konu ve üstünde fazla durmamak gerekiyor.
- Hiç ‘keşke müzik sektörünün içinde olmasaydım dediğiniz oldu mu ya da keşke şu işi yapsaydım dediğiniz bir dönem yaşadınız mı?
Çok zor zamanlara rağmen hiç böyle bir şey düşünmedim ama bugün aynı heyecanı taşıdığımı da söyleyemeyeceğim. Kızıma, gençlere ve herkese her fırsatta söylediğim bir şey var; hobi sahibi olmak…Sanatkârlara imrendiğim çok olur. Sanki bir atölyem olsa marangozculuk oynamak çok iyi gelebilirdi.
- Sinemaya olan ilginiz biliniyor. Yapmayı planladığınız ya da istediğiniz sinema projeleri var mı?
Gece 11:45’ten sonra onun yerine konulabilecek bir proje olsun istiyorum fakat gelen teklifler benim hayalimi karşılamayacak gibi duruyor. Yazanlar, yönetecek olanlar çok doğal olarak başka bir adam görüyorlar. Belki bir gün olacaktır; olmazsa da sağlık olcaktır.
- Güncel olayları takip eder misiniz? Şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu nasıl buluyorsunuz?
Takip ederim elbette. Bizi yönetenlerin aksine, güçsüz ve yoksul bir ülke olduğumuzu görüyor, gözlüyor ve hissediyorum. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar kutuplaşmış olduğumuzu hissetmemiştim. Kaygılıyım ve vehmediyorum.
- Kızınızla aranızda nasıl bir ‘baba-kız’ ilişkisi var? Onun da ilerde sizinle aynı mesleği yapmasını ister misiniz?
Tuya Naz kendi yolunu çok güzel bir tablo yaparcasına çizecek ve kendini mutlu etmeyi başaracaktır. Bu konuda bana çekmemiş olmasından derin bir mutluluk duyuyorum; nasıl bir baba olduğumun cevabı ondadır. Ben sadece hayatıma kattığı anlamlar için ona minnettar olduğumu söyleyebilirim.
- Ve son olarak, size Beşiktaş desem bana ne söylersiniz?
Beşiktaş’tan ve Beşiktaşlı’dan güzeli olmaz derim…
| 31/12/2010 Gizem Torun g.torun@iyigazete.com.tr |