Ünlü rock’çı Feridun Düzağaç, ‘Türkiye’nin aşk dergisi’ sloganıyla geçtiğimiz ay piyasaya çıkan Paprica’nın ‘Cadı Kazanı’ bölümüne konuk oldu. Gazeteci olmayan dört kadının (Ebru Algın, Deniz Yıldız, Pınar Gönen ve Zeynep Başaran) kaynattığı soru kazanına düşen Düzağaç, hayata ve aşka dair görüşlerini anlattı…
BEN SALON ADAMI DEĞİLİM
Aşk benim için; yazması, yaşamasından daha güzel olan bir duygu. İnsanlar Feridun Düzağaç deyince, bir salon adamı bekliyor ama öyle bir adam değilim… O yüzden ikonlaştırılmaya karşıyım. ‘Romantik prens’ falan da değilim, gerçi artık yaş itibariyle de bu pek mümkün değil!
Benim gerçekten özel bir dinleyici kitlem var. Beni dinleyenlerin yaş aralığı 20 ila 30… “Ben yaşlanıyorum ama şarkılarım yaşlanmıyor diyorum” bazen… Yıllardır üniversitelerde çalar, söylerim. Ama gençler bile hep aşkı yazmamdan, hep bir aşk acısı çekiyor olmamdan şikayetçi…
BU ÇAĞIN GERİSİNDE KALMIŞ GİBİYİM
Beni dinleyen 20 yaşındaki bir delikanlıya, aşk acısının ne kadar besleyici ve gerçek bir ayna olduğunu nasıl anlatabilirim? Zamanı hızla yaşadığımız için, ilişkileri de böyle yaşamamız gerekiyor gibi bir güdü oluştu. Bir şeyler hızlı değişiyor ve ben kendimi biraz geride kalmış gibi hissediyorum.
‘Mutlu aşk yoktur’ klişesinin tek doğru yanı, zamanı… Her güzel şey gibi, aşkın da bir gün biteceği gerçeği… Tabii ki kadınların duygusal donanımları gereği; buna böyle bir anlam biçmemeleri anlaşılır bir şey.
FİYASKOLARIM ÇOK OLDU
Yapı itibariyle kendimi; aşkı hep içimde yaşayarak, içimde büyüterek ve onu yücelterek yoğurdum. İlk denemelerimde hep fiyasko şeyler yapmışım mesela… Adana’ya kar yağdığında, âşık olduğum kıza bir mektup vermiştim. O da “Adana’ya kar yağarken aşkın ne önemi var?” dedi. Ben orada yıkılmıştım.
AŞK ACISI EN ÇOK 4.5 YIL SÜRÜYOR
Aşka dair şeyler yazdığımız için bir ‘Güzin Abla’lık durumumuz oluyor. Facebook’ta falan tavsiye isteyenler de oluyor. En son bir kız, sevgilisini unutamadığından dert yanmıştı. “Keşke bir süresi olsa ve unutsam” diyordu. Ben de “Süresi var” dedim. Bilimsel bir çalışmaya göre, aşk acısını unutmak en fazla 4.5 yıl sürüyor.
Hesapsızca sevmek ve hesapsızca yaşamak gibi bir duruşum var… Ama yalnızlığın keyfini çıkarabilmek de önemli. Bence yalnızlık o kadar pahalı ve güzel bir şey ki! “Bu işin yarını da var, yaşlanacaksın” diyorlar ama bu riski göze aldım.
BEN KARANLIK BİR BEYNE SAHİBİM!
Bende karanlık bir beyin ve bakış açısı var. Bu tercih ettiğim bir şey değil! Tamamen yapısal. Sevdiklerimin başına kötü şeyler gelme ihtimalini kurarım. Bu, hayatı kendinize zindan etmektir aslında. Çocukken annem biraz geç kalsa “Annem öldü mü acaba?” diye evham yapardım. Bu hoş değil ama yaratıcılığı besleyen bir durum.
Gündelik hayatımda şarkıcı suretimin bana hatırlatılmasını hiç istemem. Bu şöhret hikayesi gün geçtikçe büyütüldü. İnsanlar şöhreti çok önemli bir şey sanıyor. Oysa beni tanımayan insanlarla kurduğum ilişkiler çok daha sahici oluyor.
YAZMAK YAŞAM BİÇİMİM
Altıncı sınıfta kompozisyon ödülü almıştım. Arkadaşlarım top oynardı, ben yazı yazardım. Yazmak yaşam biçimim…
Aşk her şeyi yaptırır. Ben aşk için aldatmayı da, aldanmayı da yaşadım. Bu doğru bir şey mi, tartışılır. Mantığı tartışılabilen ama duygusu tartışılamayan bir duygudur… Mesela dünyanın en güzel aşk şarkılarını yazan adam, karısını öldürdü… İçinde şiddet eğilimi olduğu için bunu eyleme dökmüş…
- 04.04.2011 – Sabah