İşte Genç Röportaj
23 Nisan 2004 İşte Genç Röportajı
Arkadaşlar size bir sürprizimiz var. Bakın ne yaptık, yemedik içmedik gidip Feridun Düzağaç’la sizler için söyleştik. Bize her şeyi anlattı. Bildiğiniz gibi internette şık bir sitesi var kendisinin, ülkemizdeki müzik dünyasının ünlüleri arasında çok alışık olmadığımız bir durum bu, önce o konudan başlayalım ve yavaş yavaş rotamızda ilerleyelim. Hadi bakalım:
Sitenizin yapılmasına bir katkınız oldu mu?
Oldu tabii, paylaşarak yaptık, birlikte yaptık denebilir. Yaratıcılığına ve estetik anlayışına güvendiğim biriyle çalıştık, arkadaşım demeliyim, çünkü her şeyden önce dinleyicim. Bu yüzden ona şablonlar göstermek zorunda kalmadık ama ana hatlarıyla “neler olmalı neler olmamalı”yı birlikte oluşturduk. İyi bir site oldu bence, iddiasız ve estetik olmalıydı, ayrıca fonksiyonel ve efektif olmalıydı, akorlar da var, kliplerimin tamamını koyuyorum, hatta mp3’leri bile koyabilirim. Nasıl olsa başkaları koyuyor, bari benden alsınlar. Sadece forumda biraz ıskaladık, forum hiç benim istediğim gibi gelişmedi, tanrılaştırıldım biraz. Aslında hoşuma da gidiyordu ama biraz narkoz etkisi vardı, açıkçası ben daha derinlikli bir şeyler bekliyordum. Hatta neredeyse “Acaba sivil toplum hareketi olabilir miyiz?” düşünü kurduğumu da net hatırlıyorum ama sığ kaldı.
Gelen maillerin hepsini okuyup tek tek cevaplıyor musunuz?
Hepsini tek tek ben okuyorum, hepsini cevaplamıyorum. Cevaplama kriterlerim var, kayda değer olanları cevaplıyorum. Bir de cevabı bende olan şeyler var tabii.
Görüşmeden, sadece yazışarak yaşanan internet aşkı diye bir şey olabilir mi sizce?
Bana bunu anlattılar, varmış, oluyormuş. Bana anlatılan gerçekten çok iyi bir hikaye var, birbirlerini görmeden iki yıl boyunca yazışarak canlı tutmuşlar duygularını, ne güzel. Platonizm benim için de çok önemli bir değer, biraz öyle takılıyorlarmış demek ki. Olabilir yani. Sağlıklı mı, değil. Çünkü internet ve bilgisayarın, dozunda kullanılmamasının sağlıksızlık belirtisi olduğunu düşünüyorum.
Tamam, başlığımızı bulduk, “Feridun Düzağaç ‘İnternet sağlıksız bir şey’ diyor!”
İnternetten nefret ediyorum
Mutlaka yakınlaşmaya çalışanlar, arkadaş olmaya çalışanlar oluyordur, onlara prim veriyor musunuz?
Mail yoluyla hayatıma soktuğum kimse yok ama konserlerin ardından kulis sohbetlerinde tanıştığım çok özel birkaç dostum oldu.
Peki eğlenceli yorumlar geliyor mu?
Çok fazla. O anlamda memnunum, dinleyici profilimin zekasından ve yaratıcılığından memnunum. Fazlasıyla hoş şeyler geliyor. Bir de ne yazarsa yazsın, olumlu ya da olumsuz, çok düzgün yazan adamlar var, yani kalemle barışık bir dinleyici profilim var. Böyle gelişti, neticede plan bu değildi ama çok memnunum. İnternet üzerinde hakkımda yazılanları da takip ediyorum, ekşi sözlükte filan. Yani dinleyicilerim çok kaliteli bir grup, hani televizyoncular buna a, b grubu diyorlar ya.
Kızınız büyüdüğünde erkek arkadaşlarını anlatacağı bir baba olacak mısınız? Kalbi kırıldığında ya da tavsiye istediğinde size gelebilecek mi?
Olacağım, mecburen olacağım. Ama şu anki doğası itibariyle zaten ben biraz sevgili avutucak gibi görünüyorum, çünkü klasik akrep burcu, istemediği bir şeyi asla düşünmeyen ve taviz vermeyen bir yaratık şimdiden ve umarım böyle gider. Ben çok incelikli ve biraz ezik büzük yetiştirildim, nezaket çok büyük bir öncelikti bizim için, ben kızımın öyle yetişmesini istemiyorum, ama her şeyin açık açık konuşulacağı bir baba olacağım konusunda iddialıyım. Seni seviyorum demek ya da sevmekten bahsetmek sadece şarkılarda namesi yapılan bir şey değil, önemli bir şey. Tabii zaman gösterecek ama ben onun arkadaşı olacağımı düşünüyorum böyle giderse, umarım böyle devam eder.
Kendine güvenen ve ayakları üzerinde duran bir çocuk yetiştireyim derken biraz daha ukala ya da sivri bir insan olması riski de var.
Ben şu an onun tercihlerinde insiyatifimi kullanırken sadece sevgi endeksine göre hareket ediyorum. Bu konuda belki okumak gerekiyor, hatta belki danışmanlık hizmetlerinden yararlanmak gerekiyor, ama benim deneyimlerim ve sevgim dışında bir kriterim yok. Şu anda onun hamurunu şekillendiriyoruz. Benimle gün içinde teması çok az ama sadece deneyimlerim, okuduklarım, seyrettiklerim ve sevgim var, umarım bunlar yeterli olacaktır. Top anne-babadan çıkınca, yani okula başlayınca, işte orada algıları biraz açmak ve dikkatli olmak gerekiyor.
Takıntılı olduğunuz, sizin keşfiniz olan, kadri kıymeti bilinmemiş ya da bizi okuyanlar dinlesinler dediğiniz bir isim var mı?
Algıları açık, her şeyin farkında bir jenerasyon bu, bu yüzden onlara önereceğim isimleri de büyük ihtimalle biliyorlardır ama yeni çıkan gruplar içinde -ki bu konuda bir enflasyon var- Metropolis’i çok beğeniyorum, sahici buluyorum. Pek yazılıp çizilmiyorlar, klipleri filan yok, kendilerini tanıtmak adına pek şansları olmuyor ama Metropolis’i öneriyorum. Çok dinlediğim başka adamlar da var, Duman’ı çok seviyorum. Bir de Mehmet Güreli’yi önerebilirim, hatta şiddetle öneriyorum. Dört tane albümü var yanılmıyorsam, Bülent Ortaçgil kıyılarında, bence biraz daha Brit.
Kadri kıymeti bilinmemiş isimler dedik ya, albümdeki Ezginin Günlüğü şarkısını da aynı minvalde, kadri kıymeti bilinmemiş ama çok sevdiğiniz bir grup olarak mı ele aldınız?
Yok canım ne haddime, Ezginin Günlüğü 89-95 arası en az üç jenerasyonu çok etkisi altına almış, bilinen, çok sahici, gerçek bir grup. Düşler Sokağı’nı söylememin sebebi, o benim çok sevdiğim bir şarkı, ilk solo albümümde de buna benzer bir cover vardı. Cover modasına uydu da cover yaptı filan denmesin o yüzden hiç, öyle bir şey mümkün değil. Tıkanmış bir durumda oldugu için cover yapan çok adam var ama ben öyle bir adam değilim. Hoptirinom gibi benim normal görüntüme, duruşuma çok tezat bir parça söylemiştim ilk albümde de. Tıpkı ona benzer bir gerekçesi var Düşler Sokağı’nın da. Hoptirinom da grup olarak çok sevdiğimiz ve bizden çok istenen bir şarkıydı, Düşler Sokağı da özellikle sözleri bakımından benim çok sevdiğim bir şarkı. Bugünün gençlerinin de farketmiş olmaları beni çok mutlu ediyor. Konserlerde Depresyondayım, Aşkın E Hali, Unut Beni ve Uçak’tan sonra en çok istenen şarkılardan bir tanesi. Açıkçası konserlerde kendi şarkılarımın düşük tansiyonunu coverlarla kapatmaya çalışıyorum ve uzun vadede o söylediğim şarkıların hepsini albümlere koyarak legalize etmek gibi de bir derdim var. Ezginin Günlüğü’nün kendini ispat etmek için bana ihtiyacı yok; popüler kültür yüzünden bu aralar kendilerini biraz geri çekmiş olabilirler ama çok bilinen bir grup kesinlikle Ezginin Günlüğü.
Peki Gökhan Dabak mevzuu nedir?
Gökhan Dabak ile aslında Mavi Tekme şarkısında düet yapacaktık ve bu düet müessesesine bir gönderme olacaktı, genelde herkes çok popüler, bilinen isimlerle düet yapıp tiraj koklarlar, bu ülkede böyle yapılıyor düet. Hem ona bir gönderme olsun, hem de Gökhan’ın, mizahçı, karikatürist olarak bilinen bir adamın en az onun kadar önemli bir müzisyen yanının oldugunu biliyorum ve onun şarkı sözü yazma tarzını da seviyorum. Mavi Tekme benim albümüm içinde sırıtıyor, hiç şiirsel filan değil ama çok da komik sözleri var ve gerçek. Benim bundan sonrası için “Orçun Kunek” gibi şarkı sözü yazmak gibi bir heyecanım var. Yani kendi hallerimle, insanlık halleriyle daha çok eğlenebileceğim şarkılar yazmak istiyorum. Mavi Tekme sound olarak çok farklı, o zaten tartışılmaz ama felsefe ya da içerik olarak düşünülmesi lazım, “Bu adam bu şarkıyı neden albümüne koydu” diye. Biraz muhakeme edilmesi, sonuçta anlamsız bulunacaksa öyle anlamsız bulunması gerekiyor. Ben çok mutluyum sonuçtan, o albüme başka bir anlayışı yerleştirmek benim için yeterli, bunun Gökhan olması ekstra keyifli, çünkü Gökhan çok değerli bir adam. Yaratık diyorum ben ona, çok güzel bir kalbi var ve müziği gerçekten seven bir adam.
Peki şarkı sözlerinde yeni bir şeyler deneme fikri “Ben çok mutsuz şeyler yazdım şimdiye kadar ama böyle bir adam değilim” düşüncesinden mi kaynaklanıyor?
Bu aslında beni çok rahatsız eden bir şey değil ama “Siz hakkaten böyle mutsuz musunuz?” diye çok soruldu, bu komik bir soru. Bir adamı sanata dair bir şey üretmeye zaten içi iter, içi olan adam ayakta kalır, nefes alır ve nefes verir. İlk gençlik, çocukluk özlemlerimi ve hezeyanlarımı yazıyorum ben, öyle karamsar adam olmak çok sıkıcı bir şey. Ama yeni şeyler yazma isteğim “Hep karanlık şeyler yazdım, biraz da aydınlık şeyler yazayım” isteği değil. Çok güzel anlamlar yükleniyor bana. Çok öykündüğüm, çocukluğumda dinlediğim adamlarla adım aynı kefede anılıyor, bunlar normal heyecanda bir adam için narkoz etkisi yaratabilir. Ben bunların etkisinde kalmadan kendimle girdiğim iyi bir ‘yazma yarışı’ndayım. Bu anlamda hem tema hem üslup olarak birtakım yeniliklere ihtiyacım olacağını hissediyorum. Bu tıkanma ya da kendini tekrar etme kaygısı da değil. Söz vermiştim hemen başlamayacağıma ama şu anda iki yeni şarkının üzerinde çalışıyorum mesela. Bu söylediğim çok radikal bir değişiklik filan değil, belki de olmayacak. Belki de karanlığa mecburum çünkü sadece karanlığı yazabiliyorumdur.
“Bir şey okudum ya da bir şey dinledim ve hayatım değişti” gibi bir dönüm noktanız var mı?
Ben hiç hazır olmadığım bir zamanda, kaldıramayacak bir biyolojik ve ruh yaşındayken çok yanlış bir adam okudum. Şimdi çok doğru bulduğum bir adam ama o zaman çok yanlış geldi, çok sendeletti beni o, sonra şiirle terapi gördüm açıkçası. Özdemir Asaf, Edip Cansever, Cemal Süreyya… 14-15’lerimde, lise 2 – lise son dönemlerimde… O sıralar ben şiiri ve bir şeyler yazmanın keyfini yakaladım. O anlamda bir kırılma noktası denebilir ama “Bir şey okudum hayatım değişti” gibi bir durum yok. “Bir şey izledim” olarak da “Sliding Doors” u söyleyebilirim. Etkilenmiştim o filmden, güzel anlatılmış kayda değer bir film bence, ama beni çok etkileyen bir şey de olmadı. Etki altında kalmama gibi bir takıntım da var zaten. Kurgu yazmak istiyorum bundan sonra, daha çok hayal gücü eseri olsun istiyorum. “Orijinal Altyazılı” çok fazla benim, o terkedilen, buralardan gitme diyen benim. Kurgu yazmak gündemimde var, o yüzden bir şeylerden etkilenerek de yazabilmeliyim. Mavi Tekme benim için bu yüzden özel, tıpkı şarkıda geçen gibi bir zaman dilimi yaşanıp sonra onun şarkılaştırılması çok güzel. Şu anda seninle bu muhabbeti yapmanın da bir şarkısı var bence, yani illa ağdalı temalardan, yalnızlık, kaybetmek, kendini aramak gibi zaten sanatın eskittiği konulardan yola çıkmak yerine günlük hayata ait gibi görünen şeyleri de şiirselleştirmek mümkün.
Bu albümdeki şarkılar beni yansıtıyor diyorsunuz, ürkütücü olmuyor mu kendinizle ilgili bu kadar ipucu vermek?
Bazen çok kurcalanması durumunda çok özelime inilmiş gibi hissediyorum açıkçası. Ama ben sahicilikten yanayım, bu yüzden yaşadığım şeyleri şarkılaştırmakta bir sakınca görmüyorum, zaten benden taştıkları için şarkı oldular ve onları kayda değer bulduğum için insanların dinleyebileceği bir hale getirdim . İşte buna benzeyen bir sürü küçük şey nedeniyle kurgu yazmak önemli hale geliyor benim için. İlk albümlerde de vardı, Düşlerime Kal gibi, bundan sonra da olsun istiyorum açıkçası.
Günlük hayatta birine söylemek üzereyken “Bu güzel şarkı sözü olur” diye düşünüp vazgeçtiğiniz durumlar oluyor mu?
Yok ama birine bir şey söylerken not aldığım oluyor, çok az, birkaç kere oldu şimdiye kadar. Kelime oyuncusu olarak görüyorum ben şarkı yazarlarını, hiç değilse kendi şarkılarını yazan adamları. Küçük notlar alıyorum ama sürekli “Bu güzel oldu hadi bunu kullanayım” gibi bir şey yok.
Peki yanınızda not alacak bir şeyler mevcut mu?
Her zaman var. Evin her yerinde ya da gittiğim her yerde yazacak köşeler yaratıyorum, bolca kalem, bolca kağıt… Bazen aklıma melodiler de geliyor, gitarla çalışmamın uygun olmadığı durumlarda mırıldanarak kaydettiğim cihazlar var evde, biri benim kendi odamda, biri salonda, hep el altında. Ama onları görünce şarkı yazmalıyım diye düşünmüyorum, beni rahatsız etmiyor.
Her yeni çıkan albüm en iyisi oldu, süper oldu denir. Hakikaten bu albüm içinize sindi mi?
Sonuçtan memnun olmasam paylaşmazdım zaten. Üçüncü albümdeki düzenlemeleri daha efektif buluyorum, bunu söylemekten çekinmiyorum, bunda bir şey yok. Bazen spontan karar verilsin istiyorum stüdyoda bazı şeylere. Mesela bu albümde, bu spontan kararların etkisiyle biraz 80’ler havası var, özellikle Boş Ders Şarkısı’ndaki o keyboard riffleri Alphaville gibi ya da F.D.’de kısmen, ritmik altyapıda biraz Doors havası alıyorum. Tabii ki içime sindi, çok zorlu ve yıpratıcı oldu ama ille de çıkmak zorunda değildi, bazı şeyler hoşuma gitmeseydi mutlaka gereken yapılır ve ertelenirdi.
Belki o 80’ler havası dediğiniz şey yüzündendir, biz bir önceki albümün daha çabuk kulağa yerleştiğini düşünüyoruz, bunu biraz daha dinlememiz gerekecek.
Bu albümde bir sadeleşme çabası var, sözler anlamında da, düzenlemeler anlamında da. Özellikle F.D., Tesadüfler ve Boş Dersler Şarkısı’nda. Bir de albümler arasında beni yakalayan şeyler oluyor, mesela bundan önceki albümde elektronik bir süre bana göz kırpmıştı, o albümde bunları uygun şarkılarda küçük küçük yerleştirmeye çalışmıştık. Ama bu albümde tekrar ve harbiden organik müzikçiyim.
Bu yaz festivaller kaçtı artık galiba. Bu sene bir festival, bir toplu konser, öyle bir şey olmayacak mı?
Bu işler kamu vicdanı ve dinleyici istekleri ile olmuyor. Bu işlerde azgın dişli menejerler ya da torpil yapan sevgililer gerekiyor. Festivaller için biraz göz önünde olmak gerekiyor, biraz fazla yazılıp çizilmek gerekiyor. Biraz da yazılıp çizilmek üzere yaşamak gerekiyor ki bunların hiçbiri bende yok. Bunu bir iş olarak görmüyorum. Yani bu ülkede meşhur özgür kızımız hem rock hem caz festivallerine çıkabiliyorsa bizim festivallerimiz de sorgulanmalı bence. Ya da hepsini Erol Köse’ye versinler, o yapsın. Ama bunlar benim yaratıcılığımı paylaşma anlamımda iştahımı kaçırmaz. Zaten kırgınlık ve küskünlük yaşımı da geride bıraktım, çok daha dingin bakıyorum hayata. Bu müziğe de, yazdığım şarkılara da yansıyor aslında. Festivallere çıkmak isterim tabii ama beni ilgilendiren, beni dinleyenlere ulaşmak için gösterdiğim çaba, bir gün mutlaka başaracağım bunu. Bedava albüm dağıtmak ve çok düşük ücretlerle konserler yapmak… Sponsorluk olabilir, mp3 olabilir. Beni festivallerde görmek isteyenler çağırabilir ama biz yazılıp çizilmese de zaten çok fazla konser veriyoruz. Benim asıl derdim hep aynı yerlerde konser vermemiz, bundan rahatsızım, biraz ücra yerlere, farklı şehirlere de gitmek istiyoruz.